Mustafa Ceylan: Rasim Köroğlu ile Söyleşi - Şair Rasim Köroğlu - Resmi Websitesi

Ara
İçeriğe git

Ana menü:

Mustafa Ceylan: Rasim Köroğlu ile Söyleşi

Söyleşiler
Mustafa Ceylan
 
 
Bookmark and Share
Mustafa Ceylan Rasim Köroğlu
Mustafa Ceylan:
"Rasim Köroğlu kimdir? Bize kısaca anlatır mısınız?

Rasim Köroğlu:
"Mart 1953 tarihinde Eskişehir ili, Beylikova ilçesi, Halilbağı köyünde dünyaya geldim. İlkokulu ve orta okulu Beylikova'da bitirdim. Daha sonra 1974 yılında Ankara İlköğretmen Okulu’ndan mezun oldum. Öğretmenliğim sırasında. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Eğitim Ön lisans bölümünü bitirdim.25 yıl sınıf öğretmeni olarak çalıştıktan sonra Şubat 2000 tarihinde kendi isteğimle emekliye ayrıldım.
Şiir yazmaya öğretmen okulu yıllarımda başladım. Aşık Edebiyatı üzerine araştırma ve incelemeler yaptım. Bir yerel televizyonda "Aşıklar Sohbeti" adı altında proğramlar yaptım. Bir çok il ve ilçelerde yapılan aşıklar programlarına katıldım bir kısmını yönettim. Ulusal televizyonlarda çeşitli programlara katıldım. Şiirlerim çeşitli gazete ve dergilerde yayınlandı.
"Televizyon" adlı şiirim Doç. Dr. Erman Artun'un "Aşıklı Gelene-ği ve Aşık Edebiyatı" adlı kitabında toplumsal taşlamaya örnek olarak verilmiştir. Yine, Ahmet Saraçoğlu'nun "Dil ve Edebiyat Terimleri Sözlüğü" adlı eserinde "Futbol" şiirim yergiye, "Sosyete Sofrası" adlı şiirim hicve örnek gösterilmiştir. Ayrıca  Azerbaycan'da yayınlanan Doç Dr. Tamilla Abasxanlı'ya ait "Vatanımda Vatanımı Özledim" adlı kitapta ve çeşitli antolojilerde yer aldım.
Osman Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Son sınıf öğrencisi Soner Uğur bitirme ödevi, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi son sınıf öğrencisi Zeynep Bulut seminer ödevi olarak hayatım ve eserlerim hakkında incelemelerde bulundular.
Aldığım bazı ödüllere gelelim.
1998 yılında Türk Güreş Vakfı Adana Şubesi'nin açtığı "Güreş" konulu şiir yarışmasında  birincilik, 1998 yılında Aziziye Dergisi'nin açtığı "Emirdağ" konulu şiir yarışmasında ikincilik, 2000 yılında ANASAM'ın (Anadolu İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) açtığı "Öğretmen" konulu şiir yarışmasında ikincilik, 2001 yılında 36. Konya Aşıklar Bayramında "Atatürk" şiirim ile "Yılın Yedi Şiiri" ödülü, 2001 yılında 36. Konya Aşıklar Bayramında "Mizahi Şiir" dalında birincilik ödülü, 1999 yılında Aşık Veysel Kültür Derneği'nin açtığı "Aşık Veysel" konulu şiir yarışmasında plaket aldım.  
Körün Taşı (Taşlamalar) isimli şiir kitabım  1999  yılında yayınlandı"   
Mustafa Ceylan Rasim Köroğlu
Mustafa Ceylan:
"Türk Halk Şiiri ve ozanlık geleneği hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Rasim Köroğlu:
"Edebiyatımızı üç bölümde inceliyoruz.
1. İslamiyetten Önceki Türk Edebiyatı
2. İslamiyetten Sonraki Türk Edebiyatı
3. Tanzimat Hareketi ve Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı. 

İslamiyet’ten önce bütün Türk boylarında bir olan edebiyatımız islamiyet’ten sonra dini politik ve sosyal şartların meydana getirdiği kültürel doku içerisinde şekillenmiş ve çeşitlenmiştir .
a. Divan Edebiyatı
b. Halk Edebiyatı
olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
 
Halk şiirine Türk Halk Edebiyatı içerisinde bakmak gerekir.
Bana göre Türk Halk şiirinin içerisine mili ölçü(hece ölçüsü)ile meydana getirilmiş olan halk ozanlarının, kalem şuarasının şiirleri ile anonim halk şiirinin manzum ürünlerinin tamamı girer. Bizim  mili nazım birimimiz dörtlük,milli ölçümüz ise hecedir. Temel nazım biçimimiz  mani ve türkülerdir. Diğer biçimler bunlardan türetilmiştir.
Konularına gelince H.Dizdaroğlu’nun da belirttiği gibi  “Bütün ilkel toplulukların edebiyatlarında şiir önce mitolojik kimlikle başlar. Daha sonra dini kılığa bürünür. Toplumsal gelişmelerle dini konular yerini din dışı konulara bırakır.” Bu Türk halk şiirinde de öyle olmuştur. Destanlarla başlayan şiirimiz dini konulara yönelmiş ve daha sonra her konuda şiir yazılmıştır. Daha doğru bir deyimle şiir söylemiştir.

Ozanlık geleneğine gelince. Eh be Mustafa nasıl anlatayım üzerinde günlerce hatta haftalarca konuşulması gereken bu güzelim konuyu iki satıra sığdırmak mümkün mü? Neyse ne yerim dar ne yenim dar demeyeceğim. Arkadaşları sıkmayacak şekilde kısaca özetin özetini yapayım.
İslamiyet’ten önceki edebiyatımız sözlü ve yazılı olmak üzere ikiye ayrılır. Türk şiirinin tarihi Türklerin tarihi kadar eski-ye dayanır. 
Orta asyadaki ozan-baksı geleneğinde Türk  boyları şairlerine çeşitli isimler vermişlerdir. 
Altay Türkleri kam, Kırgızlar baksı, Yakutlar oyun, Tonguzlar şaman,Oğuz Türkleri ozan demişlerdir. Oğuzca’da kelimelerin ortasına ve sonuna gelen “g”ler düşer. Kelimenin aslının ozgan olduğunu belirtir Fuat Köprülü. Diğer edebiyatçılarda bu fikre katılırlar. Ozan kelimesi zaman içerisinde çeşitli anlamlar ifade etmiştir. İlk zamanlarda büyücü,oyuncu, hekim,şarkıcı ve çalgıcı görevlerini yüklenen kişileri anlatmıştır. Daha sonra şiirin ezgisini,sözlerini ve çalgıyı anlatmıştır. Üçüncü aşamada ise şair çalgıcıyı anlatır olmuştur. 15. yüzyılın sonlarında 16.yüzyılın başlarında toplumun sosyal kültürel gelişimine bağlı olarak ve yerleşik düzene geçilmesi ile toplumda değişen sosyal yapı etkisiyle Aşık adını almıştır ozanlar. Hatta aşıklık geleneğine dönüşüce bir ara ozan kelimesi herze söyleyen, boş konuşan anlamında kullanılmaya başlamıştır. Ozanlar,günümüzdeki söylenişi ile aşıklar,saz şairleri,halk aşıkları, sazları eşliğinde hazırlıksız olarak ezgi ile şiir söyleyen kimselerdir.

Teknolojideki ve ulaşım ,iletişim araçlarındaki hızlı gelişmeler aşıkları yeni bir şekillenmenin eşiğine getirmiştir. Toplumun değişen sosyo-ekonomik yapısı gelecek günlerde aşıklara nasıl bir görev yükleyecek göreceğiz. Fakat kesin olarak bildiğimiz konu bir değişimin eşiğinde olmalarıdır. Bunun nedenlerini açıklamak için maalesef buradaki imkanlar yeterli değildir.

Bu kısanında kısası olan açıklamadan sonra şunu diyebiliriz.

Bizim şiir geleneğimiz ve şiir yapımız bize değil bütün dünya şiirine örnek olacak güçte ve yapıda iken Türk şiirinin geleceğini batı edebiyatının etkisinde ve içerisinde aramak ummanı bırakıp çölde bir damla su aramaktır. Bu bir başka tartışma konusudur. Fakat bugün söyleyin Allah aşkına nazım şekillerimizden kaçını biliyoruz ve şiirlerimizde kullanıyoruz. Bırakın semai,destan ve varsağı’yı koşmayı ne derece kullanıyoruz. Sadece düz koşma ve koşma-şarkı’nın dışında hangisiyle şiir yazıyoruz. Ayaklı koşma,yedekli koşma, musammat koşma,zincirleme koşma, zincirbet ayaklı koşma, tecnis, cigalı tecnis’e ait örnek bulamıyoruz neredeyse. 
Neyse Mustafa'm bunu bir başka zamana ve yere bırakalım."    
Mustafa Ceylan Rasim Köroğlu
Mustafa Ceylan:
"Sizce şiir nedir, iyi şiir nasıl olmalıdır? Şiir anlayışınızı öğrenebilir miyiz?

Rasim Köroğlu:
"Şiir, kelimelere yeni anlamlar yükleyebilme sanatıdır. Şiirin mutlaka herkese göre bir tanımı vardır. Bakın Yunus Emre için Yakup Kadri Karaosmanoğlu diyor ki “Yunus Emre koskoca elem denizini bir damla göz yaşı haline getiren şairdir” Bu cümlenin içerisinde şiirinde, şairinde tanımı var.

İyi bir şiir nasıl olmalıdır? İyi bir şiirin içerisinde musiki mutlaka yakalanmış olmalıdır. Bu da şiirin ölçülü ve kafiyeli olması ile mümkündür. Serbest vezin. Vezin ölçü demektir. Peki hem serbest hem ölçü,bu nasıl olacak? Ben serbest şiirlerde uyaklara sık olarak rastlıyorsam o şiirden zevk alıyorum. Bana göre hece ve aruz bilindikten sonra serbest şiir yazılırsa o zaman şiir oluyor. Bugün bir Atilla İlhan’ın 15-16 yaşlarındayken aruz ölçüsü ile irticalen (doğmaca) şiirler söylediğini biliyoruz. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirlerinde mısralara bakıldığında aruzu görüyoruz,heceyi görüyoruz o serbest şiirin içinde. Şiir aklımıza gelenleri, aklımızın estiği gibi alt alta, yan yana getirmek değildir. Şiir insana bilmece çözdürmemeli açık duru ve anlaşılır olmalıdır.

Bunlar benim anlayışımdır elbette ki. Benim doğrularımdır. Kimse katılmak durumunda değildir. Şiir bir emek işidir. Emek verilen her şiire saygı duyarım. Ama ölçülü şiiri severim"
Mustafa Ceylan Rasim Köroğlu
Mustafa Ceylan:
"İlk şiiri hangi tarihte nerede yazdınız, ilham perisinin geliş saati var mı?

Rasim Köroğlu:
"İlk söylediğim şiiri doğaldır ki, hatırlamıyorum. Ama hatırladığım ilk şiirim öğretmen okulunun ilk yılarında bir güzeli alaya alan aşağı yukarı bugün ki üslubumda söyleyip daha sonra yazıya döktüğüm bir şiirdi. Aradan uzun yıllar geçti şiiri şu anda okuyun derseniz okuyamam. Genellikle taşlama şiiri yazdığım için ilham perisi mi geliyor, yoksa cinlerim mi başıma toplanıyor onu ben de ayıramıyorum.

Gelen peri miydi bilmiyorum ama bir aşıklar programından dönerken Uşak terminalde uzun sarı saçlı bir bayanı arkasından gördüm. Kendi kendime yüzü de güzelse buna kesin şiir yazılır dedim. Neyse boş ver bana aşk şiiri yazmak yakışmaz. Galiba zaman gelen şiir perisiydi diye anlattım bunu. Daha doğrusu anlatmadım" 
Rasim Köroğlu - Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan:
"Türk şiirinin ve hecenin bugünkü durumu nedir dünle kıyaslar mısınız?" 

Rasim Köroğlu:
"Dün şair azdı, şiir çoktu; bugün şair çok şiir az. Peki bu neden böyle. Ekonomide ki kolay yoldan para kazanma, amiyane tabirle köşe dönme zihniyeti şiirde de hakim sanatın her dalında olduğu gibi. Daha önceki sorulardan birinde de belirtmiştim. Şiir bir emek işidir. Ben yazdım oldu demekle olmuyor. Şair şiir söyleyen kişidir. Fakat şiirleri öldükten sonra okunuyorsa şairdir bence. Sağlığında bir şekilde okunmasını sağlayabilir. 

Burada yine medya elbette ki tamamını kastetmiyorum, ama malum medya kültürel yozlaştırma çalışmasını şiirde de devam ettirdi. Öyle kişileri örnek olarak önümüze çıkarıyor ki adamın uyaktan, rediften,heceden haberi yok daha.

Bu yozlaşmış kültürel doku içerisinde şiir aramak nafile. Çekimleri saymazsak günlük 150 kelime ile konuşan bir toplumda şiir ne kadar üretilir varın siz düşünün.

Peki hep böyle mi gidecek? Hayır. Öz ile biçim arasındaki farklılık uzun süre var olamaz. Kendi kültürümüze döndüğümüzde; ki bu dönüş başlamıştır. Mutlaka kendi şiirimizi de daha yukarılara taşıyacak şairler çıkacaktır. Bugün iyi şair yok mu? Elbette ki var. Ama az. Yeri gelmişken söyleyeyim. Hatta başta söylemem gerekirdi. Ben asla ve asla kendimi şair olarak görmüyorum. Ortalığı şiir adına karıştıran- lardan birisi de benim. Türkülerdeki (bu günün türkü formundaki eserlerini kastetmiyorum) güzelliği hece şiirimizde yakalaya bilmiş değiliz. 

Şiiri aman benim şiirim de bestelensin,meşhur olayım  kaygısından uzak kalan kişiler yazdıkça ve hiçbir beklentisi olmadan şiirin külfetine katlanan sizin gibi dostlar oldukça yukarılara taşımak mümkün olacaktır"
Rasim Köroğlu - Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan:
"Hiciv-taşlama-şathiye benzeri şiirde ustasınız, gençlere öğütleriniz?

Rasim Köroğlu:
"Sorular toptan yazılı olarak gelip toptan cevap verilince bir önceki soruda dediğimi tekrar etmek durumunda kalıyorum. Benim ustalık ne haddime. Tekrar samimiyetimle söylüyorum, kendimi şairden saymıyorum.

Ama bildiğimce taşlama ve şathiye’ den söz edeyim.. Taşlama : Türk Halk şiirinde bir türdür. Kişilerin ya da toplumun yanlış  ve gülünç yönlerini, davranışlarını alaycı bir dille yeren, iğneleyici bir ifade ile dile getiren şiirlerdir. Divan edebiyatındaki adı hiciv ,Batı Edebiyatındaki adı satirik şiirdir.

Gençlere öğüt ver derken senin yaptığın nedir Mustafa? Ben ihtiyar mıyım?.
Öğüt değil de bir hatıramı anlatayım.
Yaşayan en büyük halk ozanımız Aşık Yaşar Reyhani bir gün Bursa’da bazı televizyonun programlarının kültürel yozlaşmaya sebep olduğunu anlatan  “Televizyon “ adlı türküsünü okuyordu..
 
Yine bizim hanım bugün merakta,
Tolgahan’ı seyredecek yatakta,
On beş kere yangın çıktı mutfakta
Televizyon eve geldi geleli

Mahlas bölümünde
Reyhani lisanslı pezevenk oldu
 Televizyon eve geldi geleli” 
deyince orada bulunan Erzurumlu hemşerilerinden birisi:
"Aaaa Reyhanı cendine pezevenk" dedi diye gülmeye başladı. Dedim sizin evde televizyon yok mu ? Dedi ki , “ici tane
Dedim bizde de üç tane, biz Reyhaniden daha pezevengiz.

Sanıyorum bu olayı anlatmamdaki kasıt anlaşılmıştır. Şair Eşref bir şiirinde diyor ki;
Eylemem ölsem de kizbi ihtiyar,
Gerçeği söyler gezer bir şairim.
Bir güzel mazmun bulunca eşrafâ!
Kendimi hicv eylemezsem kâfirim.
(Kizb:yalan)

Galiba anlatabildim. Hiciv şairleri kendini eleştiremiyorsa; başkalarını eleştirme hakkına sahip olamazlar. İğne çuvaldız meselesi. 

Şathiye ve ya Şathiyât-ı Sofiyâne: Tekke edebiyatı nazım türlerinden biridir.

Allah ile şaka yollu konuşma, nazlanabilme ve sitem edebilme derecesinde Allah’ı kendine yakın bularak yazılan şiirlerdir. Şurası kesinlikle unutulmamalıdır ki şathiyelerde Allah’ı inkar yoktur. Ancak bazı tarikatlarda küfriyattan sayılmıştır. Fakat böyle görülmemeli. Ama şathiye yazarken de çok dikkatli olmak  gerekir.

İlk sayfaya aldığınız “Arzuhal “ adlı şiirim tam bir şathiye sayılır mı? Sanmıyorum"
Rasim Köroğlu - Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan:
"Şu soğan meselesi nedir hocam? Siz soğanları Sabit ince' ye sağlam göndermişsiniz, o da çürütüp Almanya' ya Harun Yiğit'e satmış, doğru mu bu?

Rasim Köroğlu:
"Yani ne desem. Nereden ektik o soğanı. Daha bir kilo bile soğan satmış değilim. Ben Sabit kardeşime soğan falan satmadım. 

Bizim Mihalıççık diye bir ilçemiz var. Sündiken Dağlarında küçük bir ilçe. Orada kil çıkartılır. Bilirsiniz kil önceden deterjan yerine kullanılırdı. Aydın’dan bir deveci kil götürmeye geliyor. Ağustos ayında. Gece yatıyor, sabah kalkıyor ki her taraf kar. Ağustosta kar yağar mı? Mihalıççık’ta yağar. Deveci ellerini açıp havaya kaldırıyor. “Hey Allah'ım bundan senin haberin yok. Bu Mihalıççık’ın halt etmesi diyor. Mustafa ne Sabit soğan aldı,ne de ben sattım. Bu biraz senin......Hadi demeyim.
Sakın ha! kırılma benim canım gardaşım. Aklıma bu örnek geliverdi" 
Rasim Köroğlu - Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan:
"Bugün neden bir Karacaoğlan-Köroğlu çıkmıyor hocam?

Rasim Köroğlu:
"Daha önceki sorulardan birisinde Hızımı alamayıp o sorunun sınırlarını aşarak bu soruya ait cevabı da verdim o soruda.  
Aşık edebiyatı içerisinde yer alan bir konu aklıma geldi bu vesile ile. Gerçi konu çok uzun ve detaylı ama. Ben yine çok kısa tutayım. Aşıklık geleneğinde rüya motifi diye bir konu vardır. Rüyada içirilen bade ile dil çözülür şiir söyleme ve saz çalmaya başlanır rüyadan sonra. Burada içirilen dolular ikiye ayrılır. Pir dolusu,er dolusu. Karacaoğlan’ın içtiği pir dolusu, Köroğlu’nun içtiği er dolusudur.BU ne derece doğrudur. Kişilerin inanmasına bağlı birazda. Fakat bade içmeyen aşıklar bir usta yanında yetişirlerdi. Bunlara ehli-dil aşıklar diyoruz. Ustalık çıraklık okuldan çok daha önemli bir görevi yerine getiriyordu. Ümmi bir çok aşık ustalık çıraklık ilişkisi ile yetişmiştir. Günümüzde bu gelenek yok oldu. İnsanlar buradan geçimlerini sağlayamazlarsa ve iltifat görmezlerse bu gelenek yaşamakta ne kadar direnir daha bilemem"
Rasim Köroğlu Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan:
"Etkilendiğiniz şair-ozan var mı? İsimleri?"

Rasim Köroğlu:
"Etkilenmemek mümkün mü? Etkilenmek taklit anlamında değil tabii. Mutlaka şiir yazan herkesin etkilendiği şair ya da şairler vardır. Ama zaman içerisinde herkesin üslubu yerine oturur. Ben türkülerle beslendim,saz ile hislendim. Dolayısıyla daha ziyade aşıklardan etkilendim. Aşık Veysel, Aşık Reyhani bunların başında gelir. Hem kalem şairlerini hem de aşıkları incelemeye okumaya dinlemeye çalıştım. Aşık edebiyatı üzerine incelemelerde bulundum. Türk Halk Şiiri ve Aşık Edebiyatı üzerine bir inceleme araştırma kitabı yazmayı düşünüyorum.
İnşallah orada daha geniş anlatma imkanı olacak.

Mustafa Bey çok teşekkür ediyorum bu çalışmalarında bana da yer verdiğin için"
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşabilirsiniz