Rasim Köroğlu: "Sosyete Sofrasının Öyküsü" - Şair Rasim Köroğlu - Resmi Websitesi

Ara
İçeriğe git

Ana menü:

Rasim Köroğlu: "Sosyete Sofrasının Öyküsü"

Şairin Yazdıkları > Yazılar
Rasim Köroğlu
 
Sosyete Sofrasının Öyküsü

Öğretmenlik yıllarımda, bankacı bir arkadaşım tarafından Ankara'da yemeğe davet edildim. Allah'ın bildiğini kuldan mı saklayım. Arkadaş çalıştığı bankayı hortumladı, beraber yiyeceğiz diye düşündüm. Meğer o bizim ek ders ücretine göz dikmiş. Her ihtimale karşı ek ders ücretini cebime koyup yola çıktım.
 
Verilen adresteki restorana vardığımda yabancı bir müzik sesiyle karşılaştım. Tarhana çorbası, bulgur aşıyla beslenen ve türkülerle hislenen ben bu yabancı müziği duyunca, bana göre olmayan bir ortama geldiğimi anladım. Davet eden arkadaşların olduğu masaya oturur oturmaz garson geldi:
 
"Böyle mi oturacaksınız beyefendi?" dedi.
"Yok şimdilik böyle oturdum, birazdan amuda kalkacağım" deyince garson terslendi:
"Ne kızıyorsun beyefendi servis açacağım" dedi.
 
İçimden sanki "Mağaza açacak, getireceği bir tabak, bir kaşık, bir çatal" diye düşündüm. Fakat garson haklıymış. Getirdiği bir çok tabak, çatal, kaşık, bıçak ile masanın üzeri kasaba panayırına döndü.
"Hey Allah’ım, şimdi ben bunları ne zaman ve nasıl kullanacağım?"
 
Bir peçete var ki plaj havlusu yanında küçük kalır. Yeni aldığım kravatı korumaya almak için peçetenin ucunu yakamdan içeri soktum. Berber koltuğunda tıraş olacak çocuklar gibiydim. Bir taraftan da masadakileri süzüyor onlara uymaya çalışıyordum.
 
Karşımda bir bayan, sol yanımda davet eden bayan arkadaşım, sağ yanımda yine başka bir bayan. Öylesi anlarda benim ya burnum akar, ya çatalı düşürürüm, ya sürahiyi deviririm. Sağ yanımdaki bayan 60-65 yaşlarında ama hiç evlenmemiş. Fakat, "Bu yaz evlenmeyi düşünüyorum" dedi. Bu sefer ben düşünmeye başladım neden böyle acele ediyor diye. Halbuki bir beş on sene daha sabretse, Allah verdiği emaneti olduğu gibi geri alacak.
 
Karşımdaki bayana çok naziksiniz dediğimde rejim yaptığını söyledi. Sovyet rejimi bu kadar zayıflatamaz insanı. Çin malı kurşun kalemler gibi incecik. Kullanma kılavuzuna bakmadan dokunamazsınız. Kırılır dökülür…
 
Beni davet eden arkadaş amiyane tabirle bana gaz veriyor.
"Rasim halk ozanıdır, hemen yazar çabuk söyler, taşlamacıdır..."
 
O öyle dedikçe diğer bayanlar, "Haydi bizi taşla" diye tutturuyorlar. Ben yemeği açık vermeden, pot kırmadan nasıl yiyeceğimin telaşındayım. Boş verin yemeğimizi yiyelim, diyorum.
 
O arada garson yemek ücretlerini toplamaya başladı. Benim bir aylık ek ders ücreti zor yetti. Kızdım tabi ki. Kızınca çıkar taşlama. Programdaki sıram daha sonra olmasına rağmen arkadaşa
"Anons etsinler, ben şimdi çıkacağım sahneye" dedim.
 
Mikrofonu aldığımda böyle toplantılara ve salonlara yabancı olduğumu, işin aslı biraz da yadırgadığımı ve sıkıldığımı belirttikten sonra salonun bu halini ve o andaki duygularımı şu şiirle dile getirdim.
 
Kurulmuş masalar sosyete işi,      
Her gelen oturdu bin bir poz ile,    
Olsaydı ortada anamın aşı, 
Doyardı şu karnım belki haz ile.    
        
Bir sohbet başladı şubattan, marttan,      
Konçerto dinledik Bach’tan, Mozart'tan,   
Hiç haberim yoktu böyle bir şarttan,        
Yenirmiş yemekler meğer caz ile.  
        
Bıçaklar sağ ele, çatallar sola,      
İcat edenlerin gözü kör ola,
Her lokmadan sonra bir saat mola,
Kimsenin işi yok burda hız ile.       
        
"Rejim yapan çıtkırıldım o ince bayanı bakın nasıl anlattım"
 
Çatalın ucuyla aldı tabaktan,
Silinmedi boya pembe dudaktan,   
Değmeden geçirdi dilden, damaktan,       
Hap yutuyor sanki hanım doz ile.   
        
Boğazım yandı da dilim küçüldü,    
Sinirler gerildi, damar açıldı,
Gözlerimden sanki ateş saçıldı,     
Yutunca viskiyi birden buz ile.       
        
Keser iken kucak kucak odunu,    
Kesemedim burda tavuk budunu,  
Dalga geçti erkek ile kadını,
Dürtüp birbirine şöyle diz ile.
 
"Bu yaşa kadar hiç evlenmeyen bayan da şiirden nasibini aldı. Yaradan’a sığınıp bir dörtlük de ona gönderdim"
 
Herkes güzelleri aldı bitirdi,
Kimisi kaldırdı, dansa götürdü,
Benim şansım yine kötü getirdi,
Oturdum altmışlık taze kız ile.       
        
Rasim der ki, beni kimler getirdi,   
Ben yemedim, yemek beni bitirdi, 
Bütün kazancımı aldı götürdü,       
Ödenmezmiş hesap burda az ile.
               
Ben şiiri bitirince patron, garsonlara "Hocamın parasını iade edin" dedikten sonra bana dönerek:
"Hocam Ankara’ya her geldiğinizde buyurun misafirimiz olun yiyin, için ama bu şiiri başka yerde okumayın" ricasında bulundu.
Ben şimdi, bir de bedava otel bulursam Ankara’ya yerleşeceğim.
 
Rasim Köroğlu

Notlar:
1. Dosya Oluşturma Tarihi: 07.07.2005, Son Kaydetme Tarihi: 19.12.2005
2. Şiirin videosu için buraya tıklayınız.
1 yorum
Ortalama Oy: 5.0/5

 
Fazıl ULUTÜRK
2015-02-12 15:33:42
Harika..
 
Yandex.Metrica
İçeriğe dön | Ana menüye dön